ser ile başlayan kelimeler

4 harfli kelimeler

sera

a. (se'ra) Sebze ve meyvelerin yetiştirildiği ve hava şartlarına karşı korunduğu cam ve naylonla kaplı yer, limonluk, ser (II).
İt. serra
(Güncel Türkçe Sözlük )

Çiçek, limon gibi ağaççıkları korumak ve özellikle yaz sebzelerini kış mevsiminde de yetiştirmek için ısıtılmış, zemini tarıma elverişli duruma getirilmiş özel ve kapalı sığınaklar.
Köken: İngilizce glasshouse
(BSTS / Coğrafya Terimleri Sözlüğü 1980)

İklim ve diğer dış etkilerin olumsuzluklarının kaldırılması veya azaltılması için cam, naylon veya benzeri malzeme kullanılarak oluşturulan tarımsal üretim alanı.
Köken: İngilizce greenhouse, hothouse
(BSTS / İktisat Terimleri Sözlüğü 2004)

Sıra
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Söyleyiş: (sera:) Cinsiyet: KızSaray.
Far.
(Kişi Adları Sözlüğü )

serf

a. Derebeylik toplum düzeninde toprakla birlikte alınıp satılan köle.
Köken: Fransızca serf
(Güncel Türkçe Sözlük )

Derebeylikte tarımsal üretimde çalışan ve toprakla birlikte alınıp satılan kişi. krş. köle
Köken: İngilizce serf
(BSTS / İktisat Terimleri Sözlüğü 2004)

5 harfli kelimeler
serçe

a. hay. b. Serçegillerden, insanlara yakın yerlerde yaşayan, kışın göçmeyen, koyu boz renkli, ötücü küçük bir kuş (Passer domesticus).
(Güncel Türkçe Sözlük)

Kuşlar (Aves) sınıfının, ötücü kuşlar (Passeriformes) takımının, serçegiller (Passeridae) familyasından, sırtı kırmızı kahverengi, karnı kül rengi ak, dişisi kül renginde olan, Palearktik bölgede evlerin yakınında yaşayan bir tür. Evcil serçe.
Köken: İngilizce house sparrow
(BSTS / Biyoloji Terimleri Sözlüğü 1998)

(zooloji, tarım)
Köken: Fransızca moineau
(BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963)

serra

anat. Testere.
Dgr. anat. serra
(BSTS / Veteriner Hekimliği Terimleri Sözlüğü )

Söyleyiş: (serra:) Cinsiyet: KızGenişlik, kolaylık.
Köken: Arapça
(Kişi Adları Sözlüğü )

serum

a. tıp
1. Pıhtılaşma sonunda kandan ayrılan sıvı bölüm.
2. Mikroplu bir hastalığa veya zehirli bir maddeye karşı aşılanmış bir hayvanın özellikle atın kanından elde edilen sıvı madde: Kuş palazı serumu.
3. Hücre yenilenmesini hızlandıran, deriyi besleyen, su kaybını, cildin solunumunu ve doğal savunmasını kuvvetlendiren sıvı: Yarası çok pis, herhâlde bir serum yapmak lazım. -N. Hikmet.
Köken: Fransızca sérum
(Güncel Türkçe Sözlük )

(< Köken: Fransızca serum) serum
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

1. Kanın pıhtılaşmasından sonra ayrılan sıvı kısım.
2. Bazı hastalıklardan korunmak için ya da tedavi etmek üzere canlıya verilen sıvı.
Köken: İngilizce serum
(BSTS / Biyoloji Terimleri Sözlüğü 1998)

(biyoloji)
Köken: Osmanlı Türkçesi masl-üd-dem
(BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963)

Kanın, pıhtılaşmasından sonra hücrelerinden ayrılmış, açık sarı renkli sıvı kısmı.
Köken: İngilizce serum
(BSTS / Su Ürünleri Terimleri Sözlüğü )

Damar dışına alınan kanın pıhtılaşması sonucu üstte kalan ve içinde fibrinojen ve bazı pıhtılaşma faktörleri bulunmayan sıvı.
Köken: İngilizce serum
(BSTS / Veteriner Hekimliği Terimleri Sözlüğü )

(Lat. serum = kesilmiş süt suyu), Pıhtılaşma sırasında kandan ayrılan sulu sıvı.
Köken: İngilizce serum
(BSTS / Zooloji Terimleri Sözlüğü 1963)

serin

sf.
1. Az soğuk, ılık ile soğuk arası.
2. Hoşa giden, hafif bir soğukluk veren: Kuşluk vaktinin sıcağına rağmen bina loş ve serin. -R. H. Karay.
(Güncel Türkçe Sözlük)

Bozuk, açık : Senin ağaynan bugünlerde aramız serin.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Serin|| seren || serin düşmek: akşam serinliği başlamak
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Alifatik hidroksil yan zinciri olan bir amino asit; B-hidroksialanin.
Köken: İngilizce serine
(BSTS / Biyoloji Terimleri Sözlüğü 1998)

Formülü CH2OHCHNH2COOH , e.n. 246 °C (bozunur) ,birçok proteinin bileşeni olan alkol çözünmeyen renksiz kristal halde bir amino asit. Hidroksialanin. 2-amino-3-hidroksipropanoik asit, Hidroksialanin.
Köken: İngilizce serine
(BSTS / Kimya Terimleri Sözlüğü (II) 2007)

Yağ ve yağ asidi metabolizması, kas gelişimi ve bağışıklık sistemi için gerekli, vücutta sisteinden sentezlenebilen kristalize sembolü Ser ve S, yan zinciri hidrofilik olan ve hidroksil grubu kapsayan yarı esansiyel amino asit.
Köken: İngilizce serine
(BSTS / Veteriner Hekimliği Terimleri Sözlüğü )

Cinsiyet: Kız
1. Hafifçe soğuk.
2. Hoşgörülü, sabırlı.Cinsiyet: Erkek
1. Hafifçe soğuk.
2. Hoşgörülü, sabırlı.
T.
(Kişi Adları Sözlüğü )

serme

a.
1. Sermek işi.
2. hlk. Sac ekmeği.
(Güncel Türkçe Sözlük)

Sac ekmeği.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

servi

a. bit. b. Servigillerden, Akdeniz bölgesinde çok yetişen, kışın yapraklarını dökmeyen, 25 metre boyunda, ince, uzun, piramit biçiminde, çok koyu yeşil yapraklı bir ağaç, andız, selvi, servi ağacı (Cupressus sempenvirens): Ay ışığının, yüksek servileri ince ince gümüşlediği bir şato korusundaymışlar. -A. İlhan.
Far. serv
(Güncel Türkçe Sözlük )

bk. bayağı servi.
(BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu1963)

Cinsiyet: Kız
1. Akdeniz bölgesinde çok yetişen, yapraklarını dökmeyen, ince, uzun bir ağaç.
2. Uzun boylu.Cinsiyet: Erkek
1. Akdeniz bölgesinde çok yetişen, yapraklarını dökmeyen, ince, uzun bir ağaç.
2. Uzun boylu.
Far.
(Kişi Adları Sözlüğü )

6 harfli kelimeler
serkan

Cinsiyet: ErkekAsil bir soydan gelen kimse.
Far.+T.
(Kişi Adları Sözlüğü )

serpil

Çapaşır sepeti.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Cinsiyet: Kızİyi geliş, büyü, güzelleş anlamında kullanılan bir ad.
T.
(Kişi Adları Sözlüğü )

serhat

a. esk. Sınır boyu: Keşke, yolum bir yalıya değil, bir serhat kışlasına gitseydi! -Y. Z. Ortaç.
Far. ser + Köken: Arapça §add
(Güncel Türkçe Sözlük )

Cinsiyet: ErkekSınır, hudut.
Far.+Köken: Arapça
(Kişi Adları Sözlüğü )

serhan

Cinsiyet: ErkekBaş kağan, baş hükümdar.
Far.+T.
(Kişi Adları Sözlüğü )

sercan

Cinsiyet: ErkekSevgili, sevilen.Cinsiyet: KızSevgili, sevilen.
Far.
(Kişi Adları Sözlüğü )

sergen

a. hlk.
1. Raf.
2. Nesnelerin, insanlara gösterilmek, satılmak için sergilendiği camlı bölme veya yer, camekân, vitrin.
(Güncel Türkçe Sözlük)

Köken: Fransızca Étage
(BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu )

1.Mutfak rafı.
2.Odalarda tavana yakın konulan raf.
3.Mutfak dolabı, teldolap.
4.Odalarda yatak, yorgan konulan dolap, yüklük.
5.Duvarlara yapılan bir buçuk metre boyunda tahta kaplama.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Tahıl, meyve, sebze serip kurutmaya yarayan yer.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

1.Kurutulmak için serilmiş tahıl, meyve vb.
2.Yaz günleri dam üstüne konan süt, yoğurt, kaymak.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Kırmızı, şırası az bir çeşit üzüm.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Bir metre çapında, iki metre yüksekliğinde silindir biçiminde mısır ambarı.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Tepelerdeki düzlük yerler.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Yorgun, perişan.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Geniş kenarlı şapka.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

1. Raf.
2. Serilmiş, yayılmış durumda.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Deredeki büyük kayanın su içinde kalan bölümü.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Kurutulmak için serilmiş tahıl, meyve
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Kitapların sergilenmesinde kullanılan tek raflı ya da birkaç raflı dolap.
Köken: İngilizce book rack, display rack
(BSTS / Kitaplıkbilim Terimleri Sözlüğü 1974)

(I) [sergel]
1. Raf. (Yunuslar *Burhaniye -Balıkesir; İlhan *Ayaş, Oyaca *Haymana, Afşar, Akçakese, Kamanlar, Kadıobası *Güdül -Ankara)
2. Kapkacak konulan dolap. (Çallı, Yaylacık, Kuyucak *Burhaniye -Balıkesir) [sergel] : (Kandilli *Bozüyük -Bilecik)
3. Teldolap. (*Yalvaç -Isparta)
(BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü1976)

(II)
1. Hayvanların altında serinledikleri çardak. (Küplüce *Gümüşhacıköy -Amasya)
2. Asma ya da kabak çardağı. (Beyceli *Fatsa -Ordu)
(BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü1976)

(III)
1. Fideleri dik tutmak amacıyla yanlarına dikilen çatallı ya da çatalsız çubuk. (Oklubalı, İnönü -Eskişehir)
2. Dam yapımında kullanılan ince sırıklar. (İnönü -Eskişehir)
(BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü1976)

Raf, kurutmak için meyva serilen yer.
(Tarama Sözlüğü1971)

Cinsiyet: Erkek
1. Raf.
2. Vitrin.
3. Tepelerdeki düzlük yerler.
4. Yorgun, perişan.
T.
(Kişi Adları Sözlüğü )

serkeş

sf. Kafa tutan, başkaldıran: Ün salmış nice serkeş efeleri kendime bent etmiş, nice açları doyurmuş, nice çıplakları giydirmiş -Y. K. Karaosmanoğlu.
Far. serkeş
(Güncel Türkçe Sözlük )

serdar

a. (serda:rı) esk. Başkomutan: Bu selvi ormanının içinde nice vezirler, serdarlar, kazaskerler metfundur. -S. M. Alus.
Far. serd¥r
(Güncel Türkçe Sözlük )

Cinsiyet: ErkekAskerin başı, kumandan, komutan.
Far.
(Kişi Adları Sözlüğü )

sermek

(-i, -e)
1. Kurutmak için asmak: Kar gibi çamaşırları serip eve döndü. -O. Rifat.
2. Göstermek amacıyla asmak veya yaymak: Çeyiz sermek.
3. Düz bir yere yaymak: Üzüm sermek. Bulgur sermek.
4. Açarak yaymak veya döşemek: Çerçeveli çerçevesiz bir sürü fotoğraf çıkarıp masanın üzerine serdi. -A. Gündüz.
5. Boylu boyunca yere yatırmak, düşürmek veya hırpalamak: Onun için bir an önce leşlerini köpek leşi gibi İstanbul'un çamurlu kaldırımlarına sermek zamanı gelmişti. -Y. K. Karaosmanoğlu.
6. mec. Boşlamak, savsamak.
(Güncel Türkçe Sözlük)

Kibrit.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Sermek, devirmek
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Sermek; yaymak || sarmak || yatah sermek: yer yatağını yaymak; açmak|| guşburnunun alnına|| mendil sardım dalına || bülbül güle ah eder || ben de nazli yarıma
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Seğirmek // seriyo: seğiriyor
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

serpme

a.
1. Serpmek işi.
2. sf. Serpilmiş durumda olan: Serpme benli.
3. den. Koni biçiminde, ucuna bir sıra kurşun dizilmiş balık ağı, serpme ağ, tepeden inme: Derenin oturduğumuz yerinden görünmeyen bir tarafında, serpmeyle derede avlanan bir adamın zaman zaman ağını derenin durgun sularına attığı işitiliyordu. -M. Ş. Esendal.
(Güncel Türkçe Sözlük)

1.Bir çeşit balık ağı.
2.Kuş tutmak için kullanılan ağ.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

1.Gelin duvağı
2.Örtü.
3.Dört köşesi kara ve sarı iplikle işlenmiş başörtüsü.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Yelden korumak için bağ çubukları boyunca çakılan kazıklar.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Bir çeşit balık ağı.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Balık avlamakta kullanılan bir tür ağ
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

Tek tük halinde olan; öbek karşıdı. ( SERPME değişiklik, Changement sporadique ).
Köken: Fransızca sporadique
(BSTS / Dilbilim Terimleri Sözlüğü 1949)

(I) Bir tür balık ağı. (İnönü -Eskişehir)
(BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü1976)

(II) [serpmegüz] Bir halı türü. (Yağcılar *Yalvaç, Köprü *Şarki-karaağaç -Isparta) [serpmegüz] : (Tokmacık *Yalvaç -Isparta)
(BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü1976)

sertaç

Cinsiyet: ErkekBaş tacı, çok sevilen, sayılan kimse.Cinsiyet: KızBaş tacı, çok sevilen, sayılan kimse.
Far.+Köken: Arapça
(Kişi Adları Sözlüğü )

sertçe

zarf
(Türk Dil Kurumu )

Sert bir biçimde Elimi omzuna koyuyorum. İrkiliyor, sertçe çeviriyor bakışını.
zarf
(E. Bener )

servis

isim Fransızca service
(Türk Dil Kurumu )

Sofrada hizmet etmekle görevli kimsenin yaptığı iş ve bu işin yapılma biçimi, sofra hizmeti
isim
(Türk Dil Kurumu )

Yemekte gerekli olan tabak, çatal, bıçak, kaşık, peçete vb. şeylerin tümü
(Türk Dil Kurumu)

Bir yönetimde, bir kurum veya kuruluşta, bütünün bir parçasını oluşturan iş, hizmet; bu işin yapıldığı yer
(Türk Dil Kurumu)

Burada görevli kimselerin tümü
(Türk Dil Kurumu)

Herhangi bir kuruluşun ulaşım işlerinde kullanılan taşıma aracı
(Türk Dil Kurumu)

Otomobil, beyaz eşya vb. ürünlerin bakım ve onarımlarının yapıldığı yer Önce arabayı servis garajına çektik.
(Ç. Altan)

Voleybol, masa tenisi, tenis vb. oyunlarda oyuna başlama vuruşu
spor
(Türk Dil Kurumu )

7 harfli kelimeler
serseri

sf.
1. Belli bir işi ve yeri olmayan, başıboş (kimse), hayta: Hayran Baba'yı bir serseri ile birlikte temizlemişlerdi. -F. R. Atay.
2. Tutarsız, beğenilmeyen davranışları olan (kimse): Ah, seni serseri, rezil, alçak seni! Demek bana başkaldırıyorsun! -N. Hikmet.
3. mec. Belli bir hedefi olmayan, belli bir hedefe atılmamış olan, rastlantıyla gelen (kurşun, mayın vb.): Köpüklü denizin üstünde serseri martılar uçuşuyor, yanımızdan yelkenli bir mavna geçiyordu. -Ö. Seyfettin.
4. mec. Amaçsız: Birkaç gün serseri bakışlarla ona baktı. -İ. H. Baltacıoğlu.
Far. serser³
(Güncel Türkçe Sözlük )

seramik

a.
1. Yüksek ısıda pişirilmiş topraktan yapılan vazo, çanak, çömlek vb. nesne.
2. sf. Yüksek ısıda pişirilmiş toprak, fayans, porselenden yapılan.
Köken: Fransızca céramique
(Güncel Türkçe Sözlük )

1.Sert, saglam ve hafif çok önemli mühendislik malzemesi olan sıkışma ve sinterleme gibi metal tozlarına uygulanan işlemle şekil verilebilen bir karışım. Seramik karışımlarına örnek: silisyum nitrür, silisyum karbür, zirkonyum ve alumina verilebilir.
2.Mühendislik ve endüstride kolay işlenemeyen malzemeler; cam, çimento, emaye, aşındırıcı madde çanak çömlek ve çin porseleni imalinde çok kullanılan yüksek sıcakta şekil verilebilen genellikle oksit, bozit veya karbit içeren inorganik malzemeler.
Köken: İngilizce ceramics
(BSTS / Kimya Terimleri Sözlüğü (II) 2007)

sertlik

a.
1. Sert, katı olma durumu: Derinin altında bir sertlik hissettim.
2. mec. Sert, kırıcı, katı davranış, şiddet, husumet: Bir zamanlar, sertliğinden, karşında nefes alamazdık. -N. F. Kısakürek.
3. jeol. Minerallerin çizilmeye karşı gösterdikleri direnç.
(Güncel Türkçe Sözlük)

Köken: Fransızca Apreté
(BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu )

Köken: Fransızca Racornissement
(BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu )

1. Kesilmeye, eğilmeye, ögütülmeye karşı dirençlilik anlamında sert olma hali. Brinell setliği; Mohr sertlik derecesi; Shore sertliği gibi derecelendirmeler vardır.
2.Genellikle karbonatları ve bikarbonatları halinde kalsiyum ve mağnezyum tuzlarının suda çözünmüş olarak bulunması. Sert sular kazanlarda ve çaydanlıklarda sert kazan taşlarına sebep olur, ayrıca çözünmeyen yağ asitleri tuzlarını oluşturarak sabunun köpürmesini engeller.
Köken: İngilizce hardness
(BSTS / Kimya Terimleri Sözlüğü (II) 2007)

Köken: İngilizce hardness
(BSTS / Madencilik Terimleri Kılavuzu 1979)

Sert olma özelliği.
Köken: İngilizce hardness
(BSTS / Metalbilim İşlem Terimleri Sözlüğü 1972)

(kimya)
Köken: Osmanlı Türkçesi huşûnet
(BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963)

Sinema/TV. Bir görünçlüğün doğadaki, filmdeki ya da görüntülükteki aydınlık ve karanlık bölümleri arasındaki başkalık, ilişki.
Köken: İngilizce contrast
(BSTS / Sinema ve Televizyon Terimleri Sözlüğü 1981)

Minerallerin çizilmeye karşı gösterdikleri direnç. (Bunun için, Mohs cetvelli kullanılır:
1. talk,
2. jips,
3. fluorit,
4. kalsit,
5. apatit,
6. feldspat, 7-kuars, 8- topas, 9- korendon, 10- elmas.)
Köken: İngilizce Hardness
(BSTS / Yerbilim Terimleri Sözlüğü 1971)

Köken: Fransızca Dureté
(BSTS / Teknik Terimler - Gereç 1949)

serflik

Derebeylikte serfin sosyo-ekonomik konumunu.
Köken: İngilizce serfdom
(BSTS / İktisat Terimleri Sözlüğü 2004)

sermaye

a. (serma:ye) ekon.
1. Bir ticaret işinin kurulması, yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir malların tamamı, anamal, başmal, kapital, meta: Komisyoncu demek, metelik sermayesi olmayan tüccar demektir. -A. Gündüz.
2. Varlık, servet.
3. mec. Konu: Bu lakırtı, bir hafta havuzlu kahvenin sermayesi oldu. -R. H. Karay.
4. mec. Genelev kadını.
Far. ser + m¥ye
(Güncel Türkçe Sözlük )

1. Belli bir bedel karşılığı üretim sürecinde üretim faktörlerinden biri olarak yer alan birden çok dönemde kullanılan, emeğin verimliliğini artıran ve kendisi de üretilmiş olan her türlü araç gereç.
2. Gelir yaratma yeteneğine sahip ulusal veya uluslararası düzeyde her türlü mali veya fiziksel varlık.
Köken: İngilizce capital
(BSTS / İktisat Terimleri Sözlüğü 2004)

1) ana akça, baş akça. 2) katılma payı, katkı (Beitrag) (Borçlar Yasası, 521 ile sonrakiler)
(BSTS / Medeni Hukuk Terimleri Sözlüğü1966)

serbest

sf.
1. Hiçbir şarta bağlı olmayan, istediği gibi davranabilen, erkin.
2. Tutuklu veya bağımlı olmayan, özgür, hür.
3. Zamanını istediği gibi kullanabilen, yapacak bir işi olmayan: Öğleyin serbestim, gelebilirsin.
4. Bazı kurallara bağlı olmayan: Serbest ticaret. Serbest nazım.
5. Sıkılmadan, şaşırmadan konuşan ve davranan.
6. Ağırbaşlı olmayan, hoppa (kadın).
7. Hareketi herhangi bir biçimde engellenmeyen: Serbest geçiş
8. zf. Rahat, özgür, bağımsız bir biçimde: Ötekilere de pek serbest davranır isem de onlar benden utanırlar. -M. Ş. Esendal.
Far. serbest
(Güncel Türkçe Sözlük )

bk. özgür
(BSTS / Bilgisayar Terimleri Karşılıklar Kılavuzu)

özgür. ~ mallar: özgür mallar.
(BSTS / Medeni Hukuk Terimleri Sözlüğü1966)

(kimya)
Köken: Fransızca libre
(BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963)

serpmek

(-i)
1. Bir şeyi dağılacak biçimde dökmek, saçmak.
2. Belli bir yere dağılacak biçimde dökmek: Buzlarını atıp karabiberlerini serptikten sonra kadehleri iyice karıştırdım. -N. Cumalı.
3. (nsz) Yağmur veya kar azar azar, ince ince yağmak, serpiştirmek: Yağmur serpiyor. Kar serpiyor.
4. mec. Vermek, saçmak.
(Güncel Türkçe Sözlük)

Geçmek, bulaşmak.
(Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü)

bk. dağıtmak
(BSTS / Bilgisayar Terimleri Karşılıklar Kılavuzu)

1. Bir taraf sıyırmak.
2. Sıvazlamak.
(Tarama Sözlüğü1971)

serüven

a. Macera: Ben serüvenlere kul olmayacağım, serüvenler bana kul olacak. -A. İlhan.
Far. serv¥n
(Güncel Türkçe Sözlük )

Düşsel olayları konu alan masal türü. bk. halk serüveni, kişisel serüven, hayvan serüveni, öykülü serüven, krş. halk masalı, halk sagası.
Köken: İngilizce adventure
(BSTS / Halkbilim Terimleri Sözlüğü 1978)

serpici

isim
(Türk Dil Kurumu )

Su serpen veya su saçan alet
isim
(Türk Dil Kurumu )